Justice League - Adalet Takımı (2017)


Uzun zamandır sinemaya gidemediğimin farkındayım bunun sebebi baymışlık, düzgün film olmaması veya oğlum Yankı' nın bütün enerjimi emiyor olması olabilir. Biraz geç kalmış olsam da Adalet Birliği (Justice League) sonunda izlemeyi başardım. Biraz paslanmış olsam da yorumlarımı aktarmaya çalışacağım.
                                                                           
Sürekli Justice League yazmak eziyet olduğu için bu yazıda J.L. kısaltmasını kullanacağım.
Biraz Wiki bilgisi vermek gerekirse Adalet Takımı, DC Comics' in süper kahramanlarının adalet için oluşturduğu ekiptir. Bu birliğin gayri resmi lideri Batman olmak üzere, başta Superman, Martian Manhunter, Green Lantern, Flash, Wonder Woman, Zatanna, Green Arrow, Aquaman, Hawkgirl, Black Canary, Kaptan Atom, Atom (Ray Palmer), Cyborg, Supergirl ve çok daha fazla süper kahramandan oluşmaktadır.Ekibin üyeleri zamanla değişmektedir.

Bazı kahramanlar ekibe girip çıkmaktadır. Ekip koordinatörlüğünü Martian Manhunter üstlenmektedir. Bir olay meydana geldiğinde genellikle her kahraman kendi kötüsüne yollanır. Ekip dış atmosferde bir uzay üssünde yaşamaktadır. Uzay üssü Batman tarafından yaptırılmıştır. Batman yalnız çalışmayı sevdiği için sadece yarı üye olmuştur. Birlik 7 kişilik as üyeler tarafından yönetilmektedir. Bunlar Batman, Superman, Wonder Woman, Flash, Green Lantern, Hawkgirl ve Martian Manhunter.
J.L. filmine gelecek olursak filmin bir giriş ve gelişme bölümü bulunmuyor. İlk yarısı oldukça sıkıcı diyebilirim. Hızlıca ekibin üyeleri toplanıyor. DarkSeid' ın generali olan Steppenwolf komutanlığında Parademons ordusu dünyaya hızlı bir saldırı yapıyor. Ekibimiz de düşmanlara karşı canla başla savaşmaya başlıyor. Dediğim gibi filmin doğru düzgün bir başlangıcı yok. Film ikinci yarıdan sonra çizgi roman havasına bürünüyor ve sizi aksiyona doyurmayı başarıyor. Film başladıktan bir süre sonra olay belli, düşman belli taktik maktik yok bam,bam bam olayına dönüşüyor.

Zack Snyder' ın çizgi romanlardaki o karanlık atmosferi ve karakterleri çok iyi analiz eden bir yönetmen olduğunu biliyoruz. Fakat bu sefer görsel anlamda biraz sınıfta kalmış gibi gözüküyor.

Zack Snyder' ın başına gelen olay yüzünden filmi bıraktığını ve onun yerine Avengers serisinden tanıdığımız Joss Whedon filme dahil olduğunu da biliyoruz. Joss Whedon geldikten sonra filmin bir çok sahnesi yeniden çekildi ve filmin süresi üç saati aştı. Sonra montaj kısmında film iki saate indirildi. Bu yüzden filmin kurgusunda hafif kopukluklar mevcut. Fakat Snyder'ın o karanlık atmosferine Whedon' un hafif dokunuşları filmi espri anlamında bir tık daha öne çıkarmayı başarmış.

Bu film için DC nin günah çıkarma filmi de denebilir aslında. Batman v Superman: Dawn of Justice (Adaletin Şafağı) filmin de yapılan bir çok hatayı bu filmde göremiyoruz. Gişede çok başarılı olmasa da DC bu sefer çizgi roman sevenlerin üzerine oynamış kartını.Bu tercih beni mutlu etti.

Hoşuma gitmeyen bir kaç şeyi sıralarsam Amazonların hepsinin Victoria Secret mankeni havasında olması bana biraz komik geldi.  Filmin sonundaki büyük savaşında insanlıktan uzak bir yerde olması biraz kolaya kaçmak gibi geldi. Sonuçta dünya istila altında fakat biz savaşın çıktığı yerde bir avuç insandan başka bir şey gömüyoruz. Çaresizlik içinde sağa sola koşan ve kaçan insanlar filme biraz inandırıcılık katabilirdi.Bu biraz kolaya kaçmak olmuş. Diğer sevmediklerimi J.L. ekibinden bahsederken aralara sıkıştıracağım.

Filmin geneli hakkında bu kadar yeter sanırım.Birazda kahramanlarımız olmuş mu ona bakalım.
Cyborg' ten başlayacak olursak bir çok kişinin bende dahil olmak üzere çıkan fragmanlarda Cyborg karakterini aşırı derecede CGI bulmuştuk. Fakat bu durum nedense filmi izlerken hiç bir şekilde rahatsızlık vermedi. Ayrıca Cyborg' un insan mıyım yoksa makine miyim dramasını işleyerek bizleri aşırı derecede bayacağını düşünüyordum. Bu olaya çok az girdiler ve bence çokta iyi yaptılar. Cyborg yeri geldiğinde espri yapan zor durumda kontrolü ele alan iyi işlenmiş bir karakter olmayı başarmış.

Beni rahatsız eden tek şey vücudunun tehlike hissettiği anda olan tehdide Cyborg' un kendi kontrolü olmadan tepki vermesi oldu. Normal de Cyborg karakterinde böyle bir özellik yok. Bu özellik aslında Young Justice ekibinin bir üyesi olan Blue_Beetle karakterine ait. Bu gereksiz ayrıntı dışında bence bu karakter benden geçer not almayı başardı.
Flash' a gelirsek DC evreninde farklı zamanlarda bir çok Flash olduğunu biliyoruz. Bunlardan en bilindik olanları  Barry Allen , Wally West , Bart Allen ve Jay Garickdir. Her biri farklı karakter ve ırka sahiptir. Filmde beni en çok rahatsız eden şey Flash karakterinin en sevdiğim Flash olan Wally West gibi davranıp isminin herkesin daha iyi bildiği Barry Allen olmasıydı.

Barry son derece citli, dövüşmeyi bilen, aklı başında bir karakterken, Wally ise son derece geyik, yeri geldiği zaman hafiften tırsan eğlenceli bir karakterdir. J.L.' te niye böyle bir değişiklik yapmışlar anlayabilmek zor. Filmden önce ön yargılı olsam da Ezra Miller' ın bu rolün hakkından başarıyla geldiğini söylemek lazım.
Aquaman' ın ise çizgi romanlarda belirli bir karakter çizgisi yoktur. Kimi zaman aşırı karizma bu dağları ben yarattım ,kimi zaman asabi bir duruş sergilerken bazı zamanlarda da komedi unsuru bile olmuştur. O yüzden J.L. filminde yorumlanmaya çok açık bir karakterdi. Fakat Jason Momoa bu rolün hakkını sonuna kadar vermiş. Hatta neredeyse kendini oynamış gibi.

Zaten kendisine de bu tip roller de yakışıyor. Tek sıkıntı Aquaman karakterinin biraz hafif kalması olmuş. Sonuç olarak bu adam dünyanın dörtte üçünün kralı.  O yüzden Aquaman' ın benden tam nota yakın bir şeyler aldı.
Wonder Woman ' na gelirsek Gal Galot gerçekten de bir tanrıça mıdır diye düşünmeden edemiyorum. Rolünün hakkını güzelliği ile sonuna kadar veriyor. Sevmediğim kısma gelirsek Woman Women son derece güçlü bir DC karakteridir. Bu kadın tek başına savaş tanrısı Ares' i öldürmüştür. Film de gücünü biraz kısıtlanmış buldum. Çizgi roman dünyasında dağları yerinden oynatacak bir güce sahiptir.

İkinci sevmediğim yere gelirsek film de kameranın bazı sahnelerde Wonder Woman' ın kalçasını gözümüzün içine sokması oldu. Şikayetçi miyim tabi ki değilim :) Ama bu karakter cinsel kimliği ile ön planla olan bir karakter olmadı hiç bir zaman.Olmaması da lazım.
Batman için diyecek çok bir şey bulamıyorum. Adam dibine kadar karizma. Özellikle ilk sahnede binanın tepesinde Gargoyle heykeli gibi durup etrafı izlediği sahne beni benden aldı. Sevmediğim kısma gelirsek Batman'ın o ciddiyetinden çok eser kalmamış bu filmde. Bolsa espri yapan gurubun yaşlı amcası kıvamındaydı. Çoğu zaman beton gibi duruma kara şövalyemizin etrafa gülücükler saçması beni rahatsız etti.

Batman v Superman: Dawn of Justice (Adaletin Şafağı) filminde ki adamdan çok eser kalmamış bu filmde. Batman'ın hala tam olarak ortasını bulamadılar bence Dawn of Justice filmindeki hataları tekrar yapmamak için böyle bir yol izlediklerini düşünüyorum. Ayrıca biraz daha fazla savaş aleti kullanmasını tercih ederdim. Sonuç olarak adam J.L. filminde ekibi toplayan ve yön veren lider sıfatında.
Superman'e gelirsek şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki filmin ilk yarısının sıkıcı olmasının sebebi o yarıda Superman' ın olmamasıdır. Gelir gelmez olayların akışının değiştirmesi onun ne kadar güçlü ve insancıl olduğunun işareti.Onun olduğu dövüş sahnelerinin hepsi çizgi roman karesi gibiydi.Seyrine doyamadım diyebilirim.

Ufaktan yazıyı bağlamaya çalışırsam, bu filmde Mavel dünyası'nın renkliliğini ve her kareye bir espri sıkıştıralım olaylarını göremeyeceksiniz. Her zaman ki gibi DC' nin karanlık atmosferi ağır basıyor.

DC çizgi romanlarından ve animasyonlarından keyif alıyorsanız.Tam size göre eğlencelik sürprizlerden uzak bir film diyebilirim. Zamanla DC sinematik evrenin yerini bulacağını ve daha iyiye gideceğini düşünüyorum. Sonuç olarak bu filmin de J.L. dünyasına bir giriş filmi olduğunu düşünebiliriz.

http://www.imdb.com/title/tt0974015/?ref_=nv_sr_1
http://www.impawards.com/2017/justice_league_gallery.html

HIrT;

The Gift - Geçmişten Gelen (2015)



Yönetmenliğini ve yazarlığını 2011 yapımı Warrior (Savaşçı) filminden hatırlayacağımız Joel Edgerton yaptığı The Gift (Geçmişten Gelen) gizem ve gerilim ögelerini içinde barındıran başarılı bir film.

Geçmişte iki adet kısa filme de yönetmenlik yapmış olan Joel Edgerton' ın ilk uzun metraj sinema filmi de diyebiliriz. İlk filmi olmasına rağmen seyircide gizem ve gerilim duygusunu size hissettiriyor.

Filmin konusuna gelirsek Simon ve Robyn genç, mutlu ve yeni evli bir çifttir. Bir gün Simon' ın 20 sene önce lisede beraber okuduğu Gordo ile karşılaşması ile hikaye başlar. İlk başta Gordo' yu tanımazlıktan gelmeye çalışsa da işler pek istediği gibi gitmez. Gordo yavaş yavaş ailenin içine girmeye ve onlara çeşitli hediyeler almaya başlar.


Sizinde buradan anlayacağınız üzere filmimiz aslında bir klasik bir intikam filmidir. Fakat Robyn karakterini canlandıran Rebecca Hall' ın ve kendi filminde Gordo' ya hayat veren Joel Edgerton performansları filmi başka boyutlara çekiyor.

Ağır ilerleyen senaryosuna rağmen izleyiciyi bir şekilde koltuğuna çivilemeyi başarıyor ve finale doğruda bombayı patlatıyor.

Filmin bence  diğer gerilim türlerinden ayıran özelliği filmin son derece aydınlık ve bol camlı bir mekanda çekilmiş olması. Karanlık ve ürkütücü mekanlarda her an bir yerden biri çıkacak stresini, yönetmen geniş ferah devasa camları olan bir evin içinde size yaşatmayı fazlasıyla başarıyor.

Geçmişimizin bir şekilde bizimle geleceğe geldiğinin iyi bir örneği olan bu filme bir göz atın derim.

TRT 'de Yayınlanan İlk Türk Filmi - Kötü Tohum

TRT kanalında yayınlanan ilk Türk filmi 1963 yapımı Kötü Tohum filmidir. Film Türk sinemasının yaptığı en başarılı psikolojik gerilim filmlerinin arasında kabul edilir. Film TRT' de 17 aralık 4968 de yayınlanmıştır.
Kötü kızımızın yakın arkadaşlarını bir madalya yüzünden gölde öldürmesiyle başlar hikaye. Kızımızın annesi durumu öğrenir fakat kızını adalete teslim etmek yerine ilaçla öldürmeyi tercih eder.
Annemiz bu vicdan azabına dayanamayıp intihar eder. Fakat kötü kızımız midesi yıkanarak hayata tutunmayı başarır.Hikaye bu şekilde devam eder.
Küçük kızı canlandıran 9 yaşındaki Alev Oraloğlu' nun oyunculuğu son derece etkileyici ve başarılıdır. Dönemin şartları, enteresan konusuyla zamanın ilerisinde olan film, yayınlandığı dönemde insanları etkilemeyi fazlasıyla başarmıştır. Oyuncular arasında Öztürk Sernegil de bulunmaktadır.


Bu arada filmimiz 1956 yapımı amerikan filmi The Bad Seed' den uyarlanmıştır.

http://www.imdb.com/title/tt0389089/?ref_=nv_sr_1
http://www.imdb.com/title/tt0048977/

HIrT;

Darth Vader karakterine hayat veren aktörler

Sanırım Darth Vader karakterini bir şekilde görmeyen yada bilmeyen yoktur. En azından benim çevremde olmadığını gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.

Vader, Amerikan Film Enstitüsü tarafından hazırlanmış olan AFI's 100 Years…100 Heroes and Villains listesinde sinema tarihindeki en önemli üçüncü kötü karakter olarak seçilmiştir.

Peki aramızdan kaç kişi imparatorluğun gerçek yüzünü yansıdan yarı mekanik yarı insan olan  Sith Lordu Darth Vader karakterine  hayat veren aktör veya aktörlerin kim olduğunu biliyor.


Yıldız Savaşları serisinin orijinal üçlemesi  A New Hope (Yeni Bir Umut) ,The Empire Strikes Back (İmparator) ve Return of the Jedi (Jedi'ın Dönüşü) filminde giysinin içindeki halini İngiliz halter, vücut geliştirme ve aktörlük yapan David Prowse canlandırılmıştır.


1935' doğumlu olan David ,Star Wars kıyafetleriyle ilgili bir fan grubu olan 501. Lejyon'un liderliğini yapmakta ve bir çok Star Wars organizasyonuna katılmaktadır.

Film boyunca konuşmaları da o yapmıştır ancak George Lucas' ın isteğiyle onun sesi değil James Earl Jones' un seslendirilmesi kullanılmıştır. Lucas bu başarılı seçimi ile o müthiş sesi bizim kulaklarımıza kazandırmış oldu.

James Earl Jones ' sesinden 'Luke, I am your father' sahnesini  her izlediğim zaman, mimikleri olmayan bir karaktere hayat veren James' ın ne kadar başarılı bir seslendirme sanatçısı olduğunu düşünmeden edemiyorum.



Filmdeki dövüş sahnelerinde ise rolünü sinema dövüş koreografisi uzmanı olan Bob Anderson' a bıraktı.

Return of the Jedi filminde maskesiz halini ise ünlü aktör, yönetmen, oyun, roman yazarı, şair olan İngiliz Sebastian Shaw canlandırmıştır.

2005 yılında çekilen Revenge of the Sith (Sith'in İntikamı) filminde Hayden Christensen rol almıştır.Sanırım bunu hepimiz biliyoruz.

https://tr.wikipedia.org/wiki/AFI%27n%C4%B1n_100_Y%C4%B1l%C4%B1..._100_Kahraman_ve_K%C3%B6t%C3%BC_Adam
https://tr.wikipedia.org/wiki/David_Prowse

HIrT;

Dünya Sinema tarihinin sinemaskop tekniği ile çekilen ilk filmi

Dünya sinema tarihinin CinemaScope (Sinemaskop) tekniği ile çekilen filmi 1953 yılında çekilen ABD yapımı The Robe (Zincirli Köle)  filmidir. Dram türündeki filmin yönetmenliğini Henry Koster üstlenmiştir.

Richard Burton, Jean Simmons ve Victor Mature' un baş rollerini paylaştıkları bu tarihi film CinemaScope çekilerek gösterime verilmiş ilk film olma ünvanını kazandı. Gerçi bu teknikle ilk çekilen film How To Marry A Millionaire (Milyoner Avcıları) idi ama diğeri piyasaya daha önce çıkmıştır.



Bu kadar yazdıktan sonra sanırım Sinemaskop tekniğinin ne olduğunu da yazmak lazım.
1953 yılına kadar sinemada bir standart haline gelmiş geleneksel çerçeve oranı olan 1.33:1 aşılmış, ve Sinemaskop teknolojisi ile filmleri beyaz perdeye 2.66:1 gibi geniş bir çerçeve oranı ile yansıtmak mümkün olmuştur. 1950' li yıllarda henüz renklenmediği halde hızla yaygınlaşan televizyona kaptırılmış olan seyircinin sinema salonlarına geri döndürülebilmesi için geniş perde gibi yeni ve göz alıcı teknolojilere gereksinim doğmuştu.

Sinemaskop Hollywood' un televizyona karşı açtığı savaşta ilk kullandığı silahlardan biriydi. Her ne kadar kısa bir süre sonra Sinemaskop sistemi de yerini daha gelişkin başka sistemlere bırakacak olsa da, bu teknolojinin oluşturduğu temeller bugün bile hala geçerliliğini korumaktadır. Teknolojinin temeli standart 35 mm film formatında değişiklik getirmiyordu, sadece çekimde ve projeksiyonda kullanılan özel anamorfik mercekler sayesinde görüntü yanlardan sıkıştırılmış bir şekilde negatife aktarılıyor, gösterim sırasında ise yine benzer anamorfik mercekler aracılığı ile sıkıştırılmış görüntü açılarak / yayılarak geniş ekrana yansıtılıyordu.

HIrT;

En iyi erkek oyuncu dalında Oscar kazanan ilk siyahi

Sidney Poitier, 1963 yılında Lilies of the Field (Çayırdakı Zambaklar) filmi ile Oscar ödülü alan ilk siyahi oyuncudur. Kariyeri boyunca 51 yapımda oyunculuk, 9 filmde yonetmenlik, 1 filmde yapımcılık ve 1 filmde de senaristlik yaptı


Ralph Nelson yönettiği Batı Almanya yapımı olan drama türündeki film de New Mexico eyaletine kilise inşa etmek isteyen beş Alman rahibeye yardım eden serseri bir siyahiyi canlandırmaktadır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sidney_Poitier

HIrT;

Oscar ödülünü kazanan ilk siyahi oyuncu

Oscar ödülünü kazanan ilk siyahi oyuncu Gone with the Wind (Rüzgar Gibi Geçti)' deki rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar' ını kazanan Hattie McDaniel oldu .

1939 yılında Rüzgar Gibi Geçti filminde canlandırdığı Mammy karakteri ile en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar ödülünü almıştır.